Gökyüzü gecenin koyu tonlarından sabahın açık renklerine dönüyordu. Pencerenin aralığından içeri ilk ışıklar süzülüyor ve mutfağın soğuk fayanslarına vuruyordu. Çaydanlıktan yükselen buhar, camları buğulandırmıştı. Kaşığın bardağa çarpan sesi bu sessizliği birden bölmüştü. Ahmet mutfak masasının kenarında oturmuş, ellerini istemsizce karnında gezdiriyordu. Buzdolabının kenarında, duvarda asılı olan aynada kendini görmüştü. Gömleği yine dar gelmişti ve aynadaki bu yansımasından rahatsızlık duyuyordu. Bu sebeple nadiren bu mutfak sandalyesinde otururdu. Uyku sersemliğindeydi, içinden derin bir “offf” çekti.
Ahmet yıllardır kilolarından şikayet ederdi. Ne zaman arkadaşlarıyla bir araya gelse aynı konu açılırdı. Kendinden emin bir şekilde “Kararlıyım diyete başlayacağım.” derdi. Spordan, yürüyüşten, sağlıklı beslenmeden söz eder, anlatırken sesi ciddileşirdi. Kendi söylediklerine kendisi de inanırdı. Ama bu sözler çoğu zaman masada, sohbetlerin arasında kalırdı.
Aylar sonra eski arkadaş grubu yeniden toplanmıştı. Kahkahalar, çatal bıçak sesleri, yemekler derken konu Ahmet’e geldi. İçlerinde şakalaşmayı seven, biraz da meraklı olanı konuyu yine açmıştı. “Ahmet, bir şey diyeceğim biraderim. Hani sen geçen ay spora başlayacaktın? Diğer buluşmada farkı görürüz demiştin. Bırak vermeyi, sanki biraz da üzerine eklemiş gibisin. Ne oldu sahi senin kararına?” dedi.
Ahmet bir an sustu, omuz silkti, yüzü asılmıştı. “Aslında karar vermiştim, hatta eve gidince de eşofmanlarımı giydim. O esnada da dışarıda deli gibi bir yağış vardı. Biraz dinleneyim, şu yağmur dinince giderim dedim. Baktım ki yorgunluktan kırmızı koltuğun üzerinde uyuyakalmışım. Uyandığımda da hanım sofrayı kurmuş benim uyanmamı bekliyordu. Çocuklar sormayın, bir de en sevdiğim yemekler! Bunları da yiyeyim de sonra nasılsa başlarım dedim. Şimdi karım incecik sarmalar sarmış, içli köfteler yapmış. Uzun bir süre de böyle bir sofra olmayabilirdi. Bu yüzden onları yememek olmazdı. Dedim ki amannn atın ölümü arpadan olsun.”
Hani başlayacaktın?
Ahmet bunları gülerek söylüyordu ama vicdanı öyle demiyordu. İçine sinmeyen, söylediklerinde kulağa doğru gelmeyen bir şeyler vardı. Bu cümleleri daha önce de defalarca kullanmıştı. Her seferinde farklı bahaneler, aynı ertelemeler oluyordu.
Oysa mesele karar vermek değildi. Mesele aldığın kararların hayata geçirilmesiydi.
Ahmet o akşam sofradan kalktığında midesi tıka basa dolmuştu. İçini tuhaf bir boşluk kaplamış, yüzü gülmüyordu. Aynada kendine baktı, yıllardır değişen ne vardı ki? O gün de dün de “sonra” demişti. Adım atmadığı her an hayatı hep birbirine benziyordu. Kilolar biraz daha artıyor, cesareti azalıyordu ve başlamak daha da zor hale geliyordu.
İlk adımı atmak zordu…
Ahmet bunu geç olsa da fark etmişti. Diyet zor, yürüyüş yorucu, spor acı vericiydi. Başlayıp on dakika yürüdükten sonra alacağı tat ve keyif sofradaki birkaç lokmadan çok daha büyüktü. Ahmet’in fark etmediği şey buydu. “Sonra başlarım” dedikçe kilo alıyor, bahanesi çoğalıyordu. “Yemesem olmaz” dediği her lokma, yarın erteleme gerekçesine dönüşüyordu. Her gün, başlamak için atacağı ufacık adım ondan uzaklaşıyordu.
Bu yalnızca Ahmet’in hikayesi değildi. Diyeti yarına bırakanın, sporu pazartesiye erteleyenin ve “birazdan başlarım” diyen herkesin hikayesiydi. Oysa zaman beklemez, hedefler kendiliğinden gerçekleşmezdi.
Başlamak için en uygun zaman, şartların kusursuz olduğu zaman değildir. Doğru zaman, karar verilen andır.
O adımı atmazsak, yarın da bugünden farklı olmayacaktır. Bir gün geriye dönüp baktığında, ne zaman kalacaktır ne de hedef… Sadece çok iyi bildiğimiz bir cümle kalacak akıllarda:
52 Responses
Bir başlasak devamı gelecek aslında.
Eskilerdinde dedigi gibi başlamak bitirmenin yarısıdır. Enerjinin çoğu başlarken harcanıyor. Baslayabilmek içinde kolaylaştırmak gerekiyor. Ne kadar kolay okadar iyi. Yeterli teker bir dönsün.
Hemen başlayamadığımız kararlar verdiğimizde bir sonraki sefere başlamamız daha da zorlaşıyor. O yüzden başlayamayacğımız kararlar almayalım. Bu bizim diğer kararlarımızda da başlamakta sorlanmamıza neden olur. Elinize sağlık.
Ahmedin hikayesini yaşamış biri olarak söylüyorum;
Ertelememek dahada zorlaştırmak, acele etmeden ,küçük küçük başlamak lazımmış.
İnsan gerçekten o küçücük adımı önemsemiyor. Oysa adım attın mu gerisi çorap söküğü gibi geliyor.
Teker başta zor döner sonra dönüşü kolaylaşır. İşe başlamakta öyle başı zor sonra daha kolay…
karar verip o ilk adımı attıktan sonra gerisi kolay. Yazı için teşekkür ederim.
insan bütün bağımlıklarından kurtulmak isterken aynı oyunla karşılaşıyor. Bedeni insana oyun oynuyor, başlamak hep zorlaşıyor. Her ertelediğimizde de başlamak daha da zorlaşıyor. O yüzden pazartesileri hiç sevmiyoruz.
Yapmayı hedeflediğin bir konuyu dillendirince yapmaya gücün kalmıyor. Bir karar aldığında yapman gereken üzerine konuşmak değil, adım atmak..
Karar verdikten sonra geçen her saniye aleyhimize işliyor.. az gibi görünse de bir küçük hareket ne çok şeyi değiştirebilir oysa…