
Hazıra Dağ Dayanmaz
Sabahın ilk ışıklarıyla ufuk, turuncu ve altın renklerine bürünmüştü. Uzun bir gecenin ardından güneş doğmuş ve ilk parlaklığı ile kasabaya umut getirmişti. Ekmek almak için sıraya girenlerin yüzlerinde farklı ifadeler vardı. Kimisinin gözlerinde umut, kimisinin bakışlarından yorgunluk okunuyordu. Saat geç olmadan herkes işinin yolunu tutmuştu.
Dün akşam ihaleden geç dönen Nuri, aynaya baktı ve sarı saçlarındaki parlayan güneş ışığına doğru döndü. Artık işe koyulma vakti gelmişti. Nuri ailenin en büyük oğluydu. Babası ve amcası iş konusunda ona çok güveniyorlardı. İhalelerde fabrika hammaddelerini büyük titizlik ve başarı ile alıyordu. Fabrika işçileri de onu çok seviyor ve sayıyorlardı. Fabrikada bir problem olduğu zaman ilk Nuri ‘ye danışılırdı.
Nuri eşinin hazırladığı kahvaltıyı eline alıp yola koyuldu. Hava her zamankinden biraz daha serindi. Fabrikaya daha kimse gelmemiş, makine sesleri kuş cıvıltılarını bastırmamıştı. Erkenden odasına girip üzerini giyindi. Bu üzerindeki kıyafetlerle fabrikada kesim yapamazdı. Bir süre sonra işçiler gelmeye başladı ve büyük bir iştahla üretime koyuldu. Nuri adeta işçilerle beraber canla başla çalışıyordu. Sanki patrona kendini göstermeye çalışan ustalar gibi kendini zorluyordu.
O sırada fabrikanın kapısından giren Özcan’ı gördü. Amcasının oğluydu, ikisi birbirinden çok farklıydı. Geçen ay aldığı spor arabayı beğenmeyip değiştirmişti. Girer girmez ustalara emirler yağdırmaya başladı.
“İşinizi iyi yapın, size boşuna mı para veriyoruz!”
Podyumda yürür gibi ustaların yanından geçip odasına oturdu.
Amcasının tek çocuğuydu Özcan. Babası Özcan’ı çok seviyor, hiçbir isteğine hayır demiyordu. İzmir’de yeni açılacak olan şubenin başına oğlunu getirmek istiyordu. “Çok emek verdim ben bu işe. Tabi ki de benim oğlumun hakkı.” diyordu. Özcan’a İzmir’de çok lüks bir daire alınmıştı bile. Ayrıca şoför ve özel işlerine bakacak bir asistan da hazırdı.
Kısa süre sonra İzmir’deki iş yeri zarar etmeye başlamıştı. Gelirden çok harcanan lüks giderleri iş yeri kaldırmamaya başlamıştı.
Nuri ise fabrikada çalışmaya ve maaşını almaya devam ediyordu. Çok keyif alıyordu üretimde olmaktan. Özcan’ın umursamazlığı ve verdiği zarar canını sıkmaya başlamıştı.
Babasına “Artık amcamlardan ayrılmalıyız baba. Bu zararı ne kadar kaldırabiliriz. Amcam da gerçeği göremeyecek kadar düşkün oğluna.” Bugüne kadar çalışmakla ilgili hiç şikâyette bulunmamıştı. Çalışmaktan şikâyetçi değildi ama haksızlık yapılması onun kırmızı çizgisiydi. Oğullarının anlaşamaması nedeniyle, iki kardeşin iş ortaklığı bitmişti.
Fabrika Nuri ile babasına, İzmir’deki iş yeri ve birçok mal Özcan ve babasına kalmıştı. Zaten amcası çok yaşlanmıştı, işleri takip edecek gücü yoktu. Oğlu da fabrikayı çalıştıramazdı. Alınan karar herkes için daha mantıklıydı. Bir süre sonra amcasının tüm malı mülkü erimeye başlamıştı. Özcan’ın lüks harcamalarının sonu gelmiyordu. Özcan çökerken, Nuri işçilerinin de yardımıyla yükselmeye başlamıştı.
Uzun yıllar onlarla omuz omuza çalışmışlardı. İşçiler Nuri’yi çok seviyor ve canla başla ona destek oluyorlardı. Nuri ise fabrikanın başına geçmiş, yavaş yavaş işinde yükseliyordu. Artık fabrikada çalışmaya pek zamanı olmuyordu. İşin mutfağından en çıraklıktan gelmişti. Özcan ise önce babasını sonra da işini kaybetmişti.
Kendisi çok çalışmış, zorluklarla bir yerlere gelebilmiş anne-babaların, zorluk görmeyen çocuklarının dönemini yaşıyor toplum.
“Biz görmedik, onlar görsün. Biz yemedik onlar yesin. Biz giymedik onlar giysin. Onlar bizim çektiklerimizi çekmesinler.”
Ne kadar iyi niyetli, sonucu kötü düşünceler bunlar. Bir insan kendi oluşturmadığı sonucu yaşayamıyor aslında.
Kimsenin sonucu, kimseye verilmiyor. Bir çocuğu yetiştiren, olgunlaştıran şey kendi hayatı için ortaya koyduğu çabalarıdır. O çabalar o insanı güçlendirir, çözüm marifetini arttırır.
Bu yazı sana nasıl hissettirdi?
Tek tepki seçebilirsin. Başkasına basınca değişir, aynısına basınca geri alınır.
Toplam 2 tepki
Yorumlar (35)
Işık Kıraç dedi ki
5 Ekim 2026Kimse kimsenin sonucunu yapamıyor gerçekten. Çaba kime aitse, sonuçta ona veriliyor...
Zeynep Ç dedi ki
5 Ekim 2026Bir konuda başarılı olabilmenin yolu; o konuda çaba gösterip, çıraklığından başlayarak, kolay olanı tercih etmeden ilerlemek…
Günümüzde yaşadığımız sorunlardan biri olan bu konu çok güzel ele alınmış. Elinize sağlık…
Behiye E. dedi ki
5 Ekim 2026Çaba insanı güçlendirir ne kadar önemli bir bilgi..
Biz evlatlarımız yorulmasın derken aslında onları nasıl da güçten düşürüyormuşuz..şafak BAYRAKTAROĞLU dedi ki
5 Ekim 2026emek ne kadar kıymetli bir şey... emeğin harcanamaması da ne normal. emeğin olmadığını har vurup, harman savuranlardan ölçebiliriz. ölçü olunca kafalar ne rahat...
Hafize Balık dedi ki
5 Ekim 2026Çocuğa her şeyi hazır vermek bir bakıma hayata hazırlanma hakkını elinden almak... Onu savunmasız, bilgisiz, problem çözme konusunda beceriksiz bırakmak demek..
İyi bir şey zannederek yaptığımız çok pahalı hatalar...Nuran Öz dedi ki
5 Ekim 2026Anne babaların farkına varmadan çocuklarına yaptığı en büyük kötülük galiba. Çocuğu için bir iş ve hayat hazırlamak. Oysa ki çocuk hayatına kendi hazırlanmalı ve kendi emeğiyle bir iş yapabilmeli. Çocuklarımızın mutluluğunu ve üretim keyfini de elinden alıyoruz.
Eylem dedi ki
5 Ekim 2026Hazıra dağ dayanmaz diyor eskiler ne kadar haklılarmış günümüzde daha iyi anlıyoruz. Sen bir şey katmazsan o şeyi sevemiyorsun da zaten, yemekte bile küçük çocuklara parmağını değdir de tatlansın diyoruz emeği olsun lezzetli olur o zaman diyoruz. Bize gelince konu onu yapmakta zorlanıyoruz, kolaya o kadar kaçıyoruz ki…
Hatice mutlu dedi ki
5 Ekim 2026Başkasının sonucu kimseyi mutlu etmez ve bir başarıya götürmez . Aksine onu marifetsizleştirir, rahatlık tuzağına sokar. Bedel ödemeyen hiç bir sebebin sonucu kimseye verilmez
Dilek Ulutaş dedi ki
5 Ekim 2026Biz görmedik onlar görsün, niyetiyle yetiştirilen çocuklar,
o anne ve babaların, görmediklerininde altında kalacak, O çocukların görebildikleri.Her hareketin bir karşılığı var. Bu hayatta hiçbir şey zayi olmuyor.
Aslında hem ödediğimiz bedellerin karşılığını hem de ödemediğimiz bedellerin karşılığını yani tüm hareket ve hareketsizliğin karşılığını alıyoruz.Fatoş dedi ki
5 Ekim 2026Kimsenin sonucu kimseye verilmiyor.
Evlatlarınızda sizin kadar ödesin o bedeli. Acı ise acı tatlı ise tatlı.
Ne kadar güzel olmuş🌸 Emeğenize sağlık 🦋
Hadice Arslancan dedi ki
5 Ekim 2026Maalesef çogumuzun yaptığı hatalar …
Seviye Zeren dedi ki
10 Ekim 2026Aslında iyilik yapıldığı zannediliyor. Ama nankör insanlar yetiştiriliyor. Kıyılamuyor çocuklara. Bununla birlikte onların gelecekle ilgili kaygılarını, onlrın ödemesi gereken bedelleri elinden almadan marifetlenmelerini sağlamak. "Hazıra dağ dayanmaz " onun için kazanımı korumaları gerekiyor, israfı engellemeleri gerekiyor. Bizlere düşen ne? İyi örnek olmak, Ödemesi gereken bedelleri ellerinden almamak...
Duygu Demir dedi ki
9 Ekim 2026Günümüz ebeveynlerinin ortak problemi... Çocuklarımıza sorumluluk vermeden onları yetiştirebileceğimizi zannediyoruz. Sınır koymaya kıyamıyoruz ama sınırlarını tanımlayamamış çocuklar ergenlik yıllarında başkalarının sınırları olabileceğini de algılayamıyor. Her istediği olsun istiyor. Çocuklarımızı, kendi hayatlarının sorumluluğunu alması için yetiştiriyor olmamız lazım, ileride rahat etsin diye değil :(((
Gülçin dedi ki
10 Ekim 2026İnsan farkında olmadan en yakınlarına en büyük kötülüğü yapabiliyor, hem de iyilik yaptığını zannederken.
Melda Akanlar dedi ki
10 Ekim 2026İnsan yetiştirmek,belli ki büyük bir marifet hem de hepimizin kazanması gereken bir marifet
Tülin D dedi ki
10 Ekim 2026Çocuklarımıza kıyamıyoruz, sorumluluk vermiyoruz. Sonra da başarılı olmalarını bekliyoruz. Onlara ayakları üzerinde durma fırsatı vermeliyiz.
Zekiye Rahsan Kaplan dedi ki
10 Ekim 2026Insan, bugun yaptıklarıyla yarınını dizayn ediyor.
Basari hikayelerini dinledigimiz insanlarin gecmislerinde hep calistiklarini goruyoruz.
Calismanin, emegin karsiligi basariyi getiriyor.Atilla G. dedi ki
10 Ekim 2026İnsan niyeti iyi olmasına rağmen davranışı, strateji yanlış olunca sonuçta istenmeyen yerlere geliyor. Bu şekilde hata yapmakta ısrar edince İnsan gerçekten uzaklaşıyor ve onu göremiyor.
İpek K dedi ki
10 Ekim 2026Gerçekten günümüzün en büyük sıkıntısı. Çevremde de şahit olduğum iflasların, mal mülk kaybedişlerinin çoğu bu sebepten. Yılların kazanımları emeklerinin sonucu hazır bir şekilde babadan oğula geçiyor. Geçiyor da geçtiği gibi kısa zamanda tükeniyor. O oğullar buna hazırlanmıyor, işinde yetiştirilmiyor. Ben yemedim içmedim sen ye misali. Sadece harcamayı tüketmeyi biliyor. O büyük başarıların devamı, kazanımların korunması da üretim olmayınca bu hesapsız tüketimlere yenik düşüyor. Yani hazıra dağ dayanmıyor gerçekten.
sema ÇAKIR dedi ki
10 Ekim 2026Çok güzel bir hatırlatma olmuş. Bazen sevdiklerimize iyilik yaptığımızı düşünerek onların yollarını düzleştiriyoruz ama unutuyoruz ki insanı güçlendiren, yürüdüğü yolun kendisi. Kalıcı olan sadece bıraktığımız miras değil, insanın kendi emeğiyle inşa edebildiği hayat olsa gerek. Emeğinize sağlık. 🌷
berker K. dedi ki
11 Ekim 2026İnsan imkanım fazla olunca mutlu olurum zannetiyor. İmkanı tüketme yarışına giriyor. Halbuki insanın bir şeyden keyif alması ona gösterdiği çaba kadar.
Hayatın içinde onlarca bu hikayeden aynı problemler yaşanıyor.
Problemler aynı ama çözümü insanlar bulamıyor. Hem problemi hem çözümü anlatan güzel bir yazı olmuş elinize sağlık.
Ayten dedi ki
11 Ekim 2026Hayatımızda, daha çok da çocuk yetiştirirken, ne çok niyeti iyi sonucu kötü kararlar verebiliyoruz. Sonuçlar niyete değil, davranışa veriliyor.
Seçilen Öztürk dedi ki
11 Ekim 2026İnsanı başarıya götüren şey, hep kendi gayreti ve çalışması.
Hidayet D. dedi ki
12 Ekim 2026Ebeveyn olarak çocuklarımıza yaptığımız en büyük kötülük. Onlara her şeyi hazır tepside sunuyoruz. Bunun sonucunda ise kendi hayatının sorumluluklarının farkında olmayan, sorumluluk bilinci bulunmayan bireyler yetiştiriyoruz
Zeynep A. dedi ki
12 Ekim 2026İyiliğini düşünerek zannettiğimiz bazı şeyler o kişiye de kötülük olabiliyor.
Gülcan K dedi ki
12 Ekim 2026Kimsenin sonucu kimseye verilmiyordu....
Kim ne yaparsa, ne kadar çalışırsa onun karşılığını alıyordu aslında...Hadice Arslancan dedi ki
12 Ekim 2026Aslında bilmeden nede büyük kötülükler yapıyoruz en sevdiğimiz çocuklarımıza….
Fatih B. dedi ki
13 Ekim 2026Bir imkanın bize verilmiş olması onun bize ait olduğu anlamına gelmiyor. Aileler, çocuklarının imkanlarını arttırmaya çalışıyor. ama o imkanın karşılığını aile ödüyor. Dolayısıyla o imkan yanlış kişinin eline geçiyor, asıl sahibine değil. Bu iyi niyetle yapılsa da işin içine istek girdiği için insan gerçeği göremiyor. O imkanları elde ederken kendisinin ne kadar zorlandığını unutuyor. Sırf çok seviyor diye veya maduriyet yaşamasın diye bırak maduriyeti en ufak sıkıntı bile yaşamasın diye onun o imkanı kazanabilme marifeti elde etmek için sahip olduğu potansiyelin önünü kesiyor.
selçuk canbilek dedi ki
13 Ekim 2026Temkinli ve yavaş yükselenin çöküşü kolay olmaz. Zıttında hızlı yükselen ,başkalarının omzunda yükselir. Bu destek olmadığında kolayca tepetaklak olur.
naz akgümüş dedi ki
14 Ekim 2026Bazen kendimizde eksiklik olarak gördüğümüz şeyleri çocuklarımızda tamamlamaya çalışıyoruz. Oysa eksiklik hissettiğimiz için çalışıp bir şeyler üretebildik. Çocukların eline bir imkanı çabasız verdiğimizde o şeye kıymet bile veremiyor. Hazıra dağ dayanmıyor..
ayşe akkaya dedi ki
14 Ekim 2026Hazır elimize geleni değil, kendimiz çalışıp ürettiğimizde o şeyin değerini daha iyi fark ediyorauz.
Zeynep d dedi ki
16 Ekim 2026Çıraklıktan yetişen o işin mutfağını bilen insanların yükseldiği zaman da farkı hemen belli oluyor. Tepeden gelen insanlar çiğ tepkiler verirken, işin arkasını bilen biri sorunlar karşısında hemen çözüm üretebiliyor.
Meltem dedi ki
18 Ekim 2026İnsan kendi oluşturmadığı sonucu yaşayamıyor aslında. Ne yaptıysa kendi sonucunu yaşayacak.. Bunu anlamak ne kıymetli..
Melike Ç. dedi ki
21 Ekim 2026Tam bir bile bile lades öyküsü aslında. Hazıra dağ dayanmaz.
Sibel dedi ki
25 Ekim 2026Hiç emek sarf edenle etmeyen bir olurmu?
