Gözleri kıpırdamadan camın önündeki ağaca bakıyordu. Yine dalmış gitmişti Barış, son zamanlarda sıklıkla yaptığı gibi. Kafası karmakarışık, canı sıkkın ve mutsuzdu. Ne yapmalıydı ki? Hakikaten sevgi aslında neydi? Sadece bir duygu mu?
Barış Derya’yı çok seviyordu. Fakat bunu ailesine nasıl açıklayacaktı? Onlara göre, ahbaplarının kızı Rana ile sözlü sayılırdı. Aynı senenin çocuklarıydılar, aynı okullara gitmişler, birlikte büyümüşlerdi. Aileleri daha küçüklüklerinden karar vermişti çocukların izdivacına. Barış da biliyordu bu fikrin mantıklı olduğunu. Ancak kalbi aynı şeyi söylemiyordu.
Barış üniversite için şehre gelmişti. Bu da ona bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamıştı. İlk defa kendi kararlarını alabildiği bir dünyanın…Memleketteyken tüm kararlar ailesi tarafından verilirdi. Barış’ın bir şeyi düşünmesine gerek yoktu. Bu duruma zamanla alışmış ve hoşuna bile gitmişti. O yüzden üniversitenin ilk yılında biraz zorlandığını fark etti. Akşam ne yiyeceği konusu bile bir dertti.
Karar vermek neden zor olur?
Tam bu dönemde çıkmıştı Derya karşısına. Derya şehirde ve evin tek kızı olarak büyümüştü. Ailesi onu kendi kararlarını alabilen ve ayakları üzerinde durabilen bir genç kız olarak yetiştirmişti. Çok okuyan, çok gezen, her konuda sohbet edebildiği biriydi. En çok da Derya’nın “Ne istediğini bilen netliğinden” etkilenmişti. Barış ilk görüşte âşık olmamıştı. Ama bir süre sonra duygularına engel olamaz hale gelmişti. Derya da Barış’a karşılık vermişti.
Barış ailesinin Derya’yla evlenmesine izin vermeyeceğini biliyordu. Derya’yı üzmekten korktuğu için de gerçekleri ona söyleyemiyordu. Kendine kalsa Rana’yla konuşur ve Derya’yla evlenmek istediğini anlatırdı. Rana ve aileler Barış’ın okulunu bitirmesini bekliyordu. Hem işlerini birleştirmek hem de akraba olmak niyetindeydiler.
Geçici çözümler, problemi kalıcı olarak çözer mi?
Günler böyle geçerken okulun son senesi gelip çatmıştı. İçindeki sıkıntı her geçen gün daha da büyüyordu. Ailesini karşısına almaya cesareti yoktu. Derya’dan da vazgeçmek istemiyordu. Ailesini oyalamak için okulu uzatmak, yaz okuluna kalmak…Yurt dışında yüksek lisans yapmayı bile düşünmüştü.
Bulduğu her çözümün sahte olduğunu o da biliyordu. Her geçen gün çözüm daha da zorlaşıyordu. İşler henüz kontrolündeyken duygularına hâkim olamamıştı. Derya ile ilişkisi başladığında, iki genç kıza da gerçekleri söyleyememişti.
Erteledikçe gözünde büyüyordu.
Barış’ı daldığı derin düşüncelerden, açılan kapının sesi çıkarmıştı.
– Ooooo bıraktığım yerde oturuyor olamazsın. Bak ben üç kilometre koştum geldim. Hava mis gibi, kalk arka bahçede biraz ter atalım. Var mısın tek pota maça?
Dört yıldır oda arkadaşlığını yapan Emre’ydi gelen. Dolaptaki basket topunu alıp, Barış’a doğru fırlattı.
– Dur be oğlum, zaten canım burnumda. Doluya koysam olmuyor, boşa koysam dolmuyor.
– Gören de Karadeniz’de gemilerin battı sanacak.
– Herkes mezun olmanın sevincinde, ben memlekete dönmemenin derdinde.
– Hala mı Rana konusu? O konuda kararını verdin sanıyordum.
– Verdim vermesine de çözümlerim işe yaramıyor.
– Barış kardeşim sahte çözümler üretip iki tarafı da oyaladın. Şimdi gerçek problem büyüdü. Net bir karar verip eyleme geçme zamanı gelmedi mi? Sen de gerçek çözümün ne olduğunu çok iyi biliyorsun. Sadece ertelediğin için hareket etmen zorlaştı. Artık bir noktada bu belirsizliği sonlandırman gerekmiyor mu? Hem Derya’ya hem de Rana’ya bunu borçlusun.
Kararını ver, bir yerden başla…
Emre haklıydı, her sahte çözümle düğüme bir düğüm eklemişti. Ve durumu çözülemez hale getirmişti. Bu işe artık bir dur demesi gerekiyordu.
Sevgi bazen gerçek çözümün peşinden gidebilecek cesaretti…
36 Responses
Tıpkı karışmış bir ip yumağı gibi onu açıp düzeltmek yerine sürekli ipi çekiştirince bir süre sonra düğüm olmaya başlar.
Bir yazı iki konu; çocuklarımızı nasıl yetiştirmeliyiz, problemler ertelendikçe büyüyor… Çok güzel ve faydalı bir yazı 🙂
Sahte çözümler geçici oluyor bu yüzden çözülmesi bir yana gittikçe problemler büyüyor.
Gerçek çözüm ilk başta zor gibi görünüyor ama sonrası daha kolay ve kalıcı oluyor.
Hayatın içinde çoğumuz kararsızlık yaşıyoruzdur. Erteledikçe erteliyoruz. Bunların hepsi üzerimizde yük oluyor. Umarım yüklerimizden arınmak için daha sağlam adımlar atabiliriz.
Hikaye bana, zamanında atılmayan küçük bir adımın ileride ne kadar büyük ve çözülemiyecek sonuçlar doğurabileceğini hatırlattı.
İnsanın kendi içindeki kaçışlarla nasıl daha büyük bir çıkmaza sürüklendiğini çok iyi yakalamış. Erteledikçe kolaylaşacağını sandığımız şeylerin aslında daha da ağırlaştığını fark etmek acı ama gerçek. Emre’nin “sahte çözümler” tespiti özellikle çarpıcı; çünkü bazen çözüm gibi görünen şeyler sadece zaman kazandıran oyalamalar oluyor.
Derya ve Rana’ya duyulan sorumluluk ise hikâyeye duygusal bir ağırlık katıyor. Ama asıl mesele başkalarına borçlu olmak değil, insanın kendine karşı dürüst olabilmesi gibi duruyor. Metnin en güçlü yanı da burada: Sevginin sadece bir duygu değil, doğru olanı yapacak cesareti bulmak olduğuna vurgu yapması.
Kısacası, bu metin “karar verme anı”nın o gergin, kaçınılmaz eşiğini çok sade ama etkili bir şekilde anlatıyor. Okurken insan kendi ertelediği şeyleri de düşünmeden edemiyor.