Her şey ne güzel başlamıştı. Son sınıfta Ahmet, Aysun’un sınıfına nakil öğrenci olarak gelmişti. İkisinin de birbirlerine karşı hisleri oluşmuştu. Sınav senesiydi ve ikisi de hedeflerini çoktan belirlemişlerdi. Süreçlerini etkilememek adına birbirlerine açılamamışlardı. Ahmet Ankara’da bir üniversite kazanmıştı. Aysun ailesinin ısrarları ile sadece İstanbul’daki üniversiteleri yazmıştı ve onlardan birine de yerleşmişti. Böylece uzak mesafe ilişkileri üniversitenin ilk yılı başlamıştı.
Ahmet ayda bir hafta sonları İstanbul’a geliyordu. Aysun hafta sonlarını iple çekiyordu. Ne giyeyim, nereye gidelim diye ince ince düşünüyordu. Ahmet’i otogarda karşılıyor, tüm günü birlikte geçiriyorlardı. Ahmet akşam otobüsten yeni inmiş gibi ailesinin yanına gidiyordu. Otobüs perona yaklaştığında Aysun’un midesinde uçuşan kelebekler ağzından çıkıverecek gibi oluyordu.
Dört yıl boyunca büyük bir özlemle ilişkilerini yaşamışlardı. Bir araya geldiklerinde her anları rüya gibi geçiyordu. Ne birbirlerinin gönlünü kıracak söz, ne de kavgaları oluyordu. Sadece ikisine ait olan kocaman, musmutlu bir gün…
Okul biter bitmez bir kasaba okuluna Ahmet’in tayini çıkmıştı. Aysun’un mesleğinin iş olanakları ise daha büyük şehirlerdeydi. “Nasıl olsa hep şark görevi olmayacak. Kariyerime büyük bir şehre gelince başlarım.” diye düşünmüştü Aysun. İkna ettiği ailesi mi, kendisi miydi emin değildi.
Hemen o yaz güzel bir düğün ile evlenmişlerdi. El bebek gül bebek büyüyen, bir evin bir kızıydı Aysun. Şimdi kaldıkları öğretmen lojmanındaki sobayı yakmaya çalışırken yaşadıklarını düşünüyordu. Yoksa sobayı söndürmeye çalışırken mi demeliydi!
Evliliği hiç böyle hayal etmemişti. Ne beklentileri vardı buraya gelirken. Sevgililik dönemindeki gibi bir yaşamları olacak sanıyordu. Kocası hoş sohbet bir adamdı. Öğretmen lojmanında ailece görüştüğü arkadaşları olacağını düşünmüştü. Keşfedecek ne çok şeyler ve nice güzel buluşmalar hayal etmişti.
Evlilikleri bir seneyi bile göremeden o hayaller sönmüştü.
Ahmet hiç de tahmin ettiği gibi bir eş değildi. Bir kere ev ile ilgili hiçbir şey ile ilgilenmiyordu. Odunun azaldığını defalarca söylese de Ahmet hiç oralı olmuyordu. Okulun müstahdemi bu gencecik şehirli kıza acıyordu. Ders aralarında boş kaldığında odun kırıp yığıyordu kapılarına.
Keyifli arkadaş toplantıları da hayal olmuştu. Yapılacak bir şey de yoktu küçük şehirde. Evde o yokken dahi, misafir çağırmasını hoş karşılamıyordu. Birileri ile ailecek bir araya gelseler beş karış surat ve “Ne zaman kalkacaksınız?” der gibi davranıyordu. Zamanla daha da yalnız kalır oldular. Buluşmalara davet edilen bir çift değillerdi artık.
Ahmet Aysun’un kedisine bile düşman kesilmişti. Küçücük hayvandan ne istiyordu, anlayamıyordu Aysun. “Pahalı mamalar yemesi şart mıymış, niye kum alıyorlarmış?” Aysun’un tahammül edecek gücü kalmamıştı artık. Kronik hastalığını bahane edip doktor kontrolü için İstanbul’a dönmüştü. Kedisi ve bir küçük valiz eşliğinde…
Verdiği kilolar, yüzündeki gölge herkesin dikkatini çekmişti. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Kimse neler olup bittiğini soramıyordu. Çocukluk arkadaşı Zeynep ile buluştuğunda artık içinde saklayamamış ve yaşadıklarını anlatmıştı.
İnsan neden hayal kırıklığı yaşar?
“Aysun bunun böyle olacağı belliydi, siz gerçekten birbirinizi tanımadınız ki! Sen Ahmet’in peşinden giderek belirsiz olana hamle yaptın. Onun nasıl biri olduğunu aslında bilmiyordun. Toplum içinde nasıldır, nasıl davranır bilmiyordun. Kısıtlı vaktinizde, bir fanus içinde yaşadınız ilişkinizi. Sen o iki kişilik dünyadaki Ahmet’e aşıktın. Bir günlük özlem dolu bir hayaldi. Her şeyi başkasından beklediğin evcilik oyunu kurdun zihninde. O evcilik oyununun kahramanı gerçek Ahmet ile tanıştın. Bir hayal kırıklığı oldu senin için. Değiştirebileceğin sadece kendinsin Aysun, dış dünyaya müdahale hakkın yok.
Evliliğini bir de bu gözle değerlendirmeye ne dersin?”
40 Responses
İnsan kafasında oluşturduğu kişiyle ilişki yaşıyor, ta ki gerçeğini anlayana kadar…
İnsan zanlarıyla hayal kuruyor yaşıyor çoğu zaman gerçeği algılayamıyor.
İnsana engel olan yine kendi, beklentilerimiz yaşantımızı zorlaştırıyor maalesef.
İnsan ne tuhaf…
Aynadaki beni tanımadan karşısındakini “tanıdım” sanıyor..
Duygular tavanken, belki o bir gün bile tanımaya yetecekken yetmedi…Yetmez…Keşke her şeyin az da olsa simülasyonunu yaşayabilsek ya da her şeye full bilinçle bakabilsek…
Bu hikayede gerçek anlamda görüşme ve tanışma olmadan yıllar sadece birlikte olabilme ihtimali üzerine geçmiş. Artı herşeyin karşı taraftan beklendiği bir ilişki.
Birde, göz göre göre yapılan hamleler var hayatta. Sanki aynı eve girince yada çocuk olunca toparlanırlarla yaşanan hayal kırıklıkları var.
Ve birde, “delilik” olan birliktelikler var, “aynı sebepleri oluşturup farklı sonuçlar bekleyerek”
İstekleri mi bu noktaya getirdi ?
Duyguları mı bilincini daralttı ?
Sınav süreçlerini düşünüp duygusal olarak açılmayan insan
Evlilik gibi bir süreci düşünmeden atlıyor.
İnsan kendi yapıp edeceği şeylerin hayalini kurmalı, kendi yapabileceklerine konsantre olmalı. Yoksa insanı kendinden başkası mutlu edemiyor.
Hayal kırıklığı aslında nedir ?
Beklentilerimizin karşılanmamasımı?
Beklentilerimizin ölçüsü bize ne söyler?
Emeğinize sağlık…
Çok anlamlı, hayaller ve beklentiler üzerine kurulmuş bir evlilik nasıl oluru anlatılmış…
Belirsizliğe hamle yapmak neymiş? Hamle nasıl yapılır ki? Yıllarca birbirine emek verip seven bir çift çok istediği evliliği yapınca neden böyle olur?
Cevapları başarı psikolojinde… 🙂