Filtresiz Annelik

Oda günün son ışığını içine ağır ağır çekiyordu. Her şey sanki biraz yavaşlamıştı. Perdenin arasından süzülen solgun ışık, havadaki tozları görünür kılıyordu. Kırmızı eski kutunun üzerindeki birikinti ince zaman tabakası gibiydi.  Kutu aralandığında, yıllardır saklı kalmış tanıdık koku sessizce yayılıyordu. Sararmış fotoğraflar, parmak ucunda hafif bir pütür bırakıyordu. Siyah beyaz karelerin içindeki yüzler, bugünün filtrelerinden uzaktı. Bugünün ekranlarında olmayan bir canlılık ve taze duygular vardı. Hiçbir “beğeni sayısının” veremeyeceği saf mutluluktu bu. Kâğıdın dokusundan, sanki parmaklarına bulaşıyordu.

Sonra masanın üzerinde yanıp sönen akıllı telefonuna kaydı bakışları. Saniyeler içerisinde çekilen, kusursuz görünen binlerce kareye… Her biri özenle seçilmiş, filtreli, pürüzsüz görünen hayatlara. İçini hafif bir sızı kapladı Merve’nin. Az önce parmaklarında hissettiği gerçeklik, yerini kaygan kusursuzluğa bırakmıştı.

“Ne zaman büyüteçle kusur arayan, bütündeki ruhu kaybeden anneler olduk?” diye geçirdi içinden.

Annelik artık anı biriktirmek değildi. Her anı kusursuz gösterme çabasına dönüşmüştü. Günümüzde anne olmak, bitmeyen bilgi sağanağında şemsiyesiz yürümek gibiydi. Sosyal medyadaki “mükemmel anne” imajı anneliğin kutsallığını gölgeliyordu.

Oysa eskiden bir çocuk yetiştirmek için mahalle gerekirdi. Komşu teyzeler annenin yorgunluğu alır, bakkal amcalar yanlışlarını düzeltirlerdi. Doğadaki aslan sürüsü gibi, yavrular sadece annenin değildi. Tüm sürünün koruması altındaydı adeta. Bugün ise anne-çocuk dört duvar arasında yaşıyordu. Herkesin birbirini yargıladığı dijital bir hücrede ömür geçiyordu.

Bu yalıtılmışlık beraberinde büyük bir yanılgıyı da getirdi. “Çocuk odaklılık!” Modern dünya çocuğun her istediğini karşılamayı “iyi annelik” sandı. Oysa anne hayatın ritmini çocuğa aktaran orkestra şefi olmalıydı. Şimdilerde ise, çocuğun her istediğini yapan “servis sağlayıcısına” dönüşmüştü.  Oysa doğada güneş sabittir, gezegenler onun etrafında döner. Güneş gibi, anne kendi enerjisini ve merkezini kaybederse, sistem çöker. Peki, bu döngüde çocuk neyi öğreniyordu? 

Çocuk hayata bakarken annesinin gözlüğünü ödünç alır.

Anne elinde telefonuyla tüketim halindeyken çocuğa kitap oku dediğinde… 

Kendi stresiyle baş edemezken çocuğa “sakin ol” diye bağırdığında…

Hayatın sahte filtrelerine sığınırken onlara “dürüst ol” dediğinde…

Aslında sadece görüntüyü öğretiyordu onlara. Seçimlerinin bir sonucunun olmadığını yansıtıyordu. Hayatın yalnızca ekranlardan ibaret olduğu mesajını veriyordu farkında olmadan.

Merve, zihni yorulmuş bir halde düşünmeye devam etti. “Çocuğa cihazı verip sessizliği satın almak yerine ne yapabiliriz?

Eskiden çocuklar “can sıkıntısından” dünyalar inşa ederdi. İki taştan oyun üretir, hayaller kurar, çamurdan evler yaparlardı. İp atlar, seksek oynar, derslerini de ihmal etmezdi. Şimdi ise üretmek yerine, tüketimlerini teşvik eder olduk. Dijital çağın steril ortamlarında çocukları fanuslarda büyütüyoruz. Oysa yetiştirmek, bazen düşmesine ve kendi başına kalkmasına alan açmaktır.

Çünkü doğa muazzam bir denge üzerinedir. Arı çiçekten nektar alırken aynı zamanda tozlaşmayı da sağlar.  Yani alırken verir, tüketirken üretir. Anne-çocuk ilişkisi sadece “tüketim odaklı” olduğunda bağlar zayıflar. Oysa birlikte olmak, mutfakta una birlikte karışarak hamur yapmaktı. Birlikte olmak ekrandaki binlerce videodan daha köklü bağ kurardı.

Anneler günü yaklaşırken, verebileceğimiz en güzel hediye nedir?

Anne ve çocuk için, mükemmeliyetçilik zırhını atmaktır. Çocuk için dünyanın en güvenli yeri, donuk ekranlar değildir. Annesinin o filtresiz, belki yorgun ama samimi gülümsemesidir.

Bu yıl mutluluğumuz, aldığımız hediyelerle mi olacak? Yoksa o kâğıt fotoğraflardaki kaybettiğimiz doğallığı yeniden yakalamak mı?

Belki de bugün, çocuğumuzun gözlerinin içine bakarak başlayabiliriz her şeye. En doğal, en samimi, en filtresiz halimizle…

42 Responses

  1. Yazı çok samimi, derin ve düşündürücü olmuş. Özellikle eski fotoğraflardaki doğallık ile bugünün filtreli hayatlarını karşılaştırmanız çok etkileyici. Anneliğin “mükemmel görünme baskısı” altında nasıl yorulduğunu çok güzel anlatmışsınız. En güçlü taraflarından biri de suçlayıcı olmadan farkındalık oluşturması. “Çocuk, hayata annesinin gözlüğünden bakar” cümlesi ise yazının en vurucu yerlerinden biri olmuş. Günümüzün dijital dünyasında hem anneye hem topluma önemli bir ayna tutan, duygusu güçlü ve çok anlamlı bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık.

    Loading spinner
  2. “Bu yıl mutluluğumuz, aldığımız hediyelerle mi olacak? Yoksa o kâğıt fotoğraflardaki kaybettiğimiz doğallığı yeniden yakalamak mı?”

    Bu sorunun uzun uzun cevabını düşüneceğim 🙂 elinize sağlık

    Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner