Ilık, rüzgârlı bir yaz günüydü. Yaz demek, Serap için tatil demekti. Ama bu yaz farklıydı, artık öğrenci değildi. Artık tam tamına yirmi iki yaşındaydı. On altı yıllık öğrencilik hayatının ardından okul bitmişti. Şimdi ise iş arama zamanıydı. İş aramaya başlamıştı bile. Kimse yeni mezunu işe almak istemiyordu. İlla ki işinde tecrübe arıyordu. Galiba iş aramayı mezuniyete bıraktığı için yanlış yapmıştı.
Paraya ihtiyacı olan insan değildi ama artık babası yetişemiyordu. Kendi kişisel ihtiyaçlarını kendi karşılamaya karar vermişti. Bir de yurtdışında yüksek lisans hayali vardı. Ama onun için de bir birikime ihtiyacı vardı.
Bu zamana kadar nasıl bunu fark edememişti? Neden öğrenciyken yarı zamanlı bir iş aramamıştı kendine?
Babasının sağ kolu Hakan, kendi işini kurmak istemişti. Bunun için de işten ayrılmıştı. Serap hemen bu fırsatı değerlendirmek istedi. Tanımadığı insanları onu işe alması için ikna edemiyordu. O da babasını ikna edecekti. Ne de olsa babasıydı, alırdı onu işe.
“Baba acaba ben mi gelsem senin yanına, ne dersin? Hakan abi işten çıkalı teksin dükkânda. İşleri öğrenene kadar en azından kasada dururum. Hem sana yardımım olur hem de ben iş öğrenirim. Ne dersin?”
Babası biraz düşünmüştü, sonrasında ise kabul etmişti. Hemen ertesi gün işe başladı Serap. İlk günden hevesliydi, günler güzel geçiyor ama çok yoruluyordu.
Biraz zaman sonra Serap işi daha iyi kavramıştı. Akşam eve geldiklerinde babası ile günü değerlendirirlerdi. Yine Serap babasına demli bir çay koymuş, gün hakkında konuşuyorlardı.
“Baba bu zamana kadar nasıl çalışmadan evde durmuşum. Yata yata vakit geçirmekten iyice tembelleşmiştim. Seninle çalışmaya başlayalı daha canlı ve enerjik hissediyorum kendimi.
“Evladım, önceden toktun, bir ihtiyacın yoktu. Okula gidip geliyordun, biz zaten oradaki ihtiyaçlarını karşılıyorduk. Şimdi ihtiyaçların çoğaldı, dört elle sarılıyorsun işe. Artık hayata dair gerçek bir açlığın var.”
“Demek ki insanın harekete geçmek için, açlığa ihtiyacı varmış.” Hiç böyle düşünmemişti Serap. Doğadaki canlılarda da bu böyle miydi acaba?
Bir kuşu harekete geçiren şey neydi? Gökyüzünde uçmanın keyfi mi? Yoksa kendine yiyecek yem araması mı?
Peki bir inek neden bütün gün çayırlarda dolaşıyordu? Açık havada gezmekten hoşlandığı için mi? Yoksa meradaki otları yiyip, beslenmek ve süt verebilmek için mi?
Bir tavuk, ormandaki bir çıta veya fil? Onları hareket ettiren şey neydi?
Bir ağaç neden gökyüzüne doğru dallarını uzatıyordu? Oradaki hava daha temiz ve serin olduğu için mi? Yoksa güneşe doğru yükselerek, havadan ışık ihtiyacını almak için mi?
Bulutlar neden durmuyordu olduğu yerde? Onlar da sürekli bir hareket halindeydi. Rüzgâr onu ve içindeki yağmur damlacıklarını sürüklüyordu. Ta ki o yağmur damlacıklarını bırakacağı bölgeye gelene kadar. Toprağın yağmura, bulutun da yağmurunu boşaltmaya ihtiyacı vardı.
Tüm canlılarda açlığının ne olduğunu bulan, hareketinin de yönünü bulmuş olurdu…
8 Responses
İnsan her şeyi tam olduğunda çok iyi olacağını zannediyor ama anlıyoruz ki bizi harekete geçiren şey açlıkşarımızmış
Duran su ile akan su birbirinden ne kadar farklı..
İnsanı da harekete geçiren şey, çoğu zaman sadece gereksinim gibi algıladığı ihtiyaçları..
işleyen demir misali..
Harekete geçebilmek ne kıymetli..
Mesele; geliş amacımızı bulduktan sonra oluşan açlık. Tıpkı Serabın örneğindeki gibi. Ana giriş kapısı doğru olunca, düşünce sistemimizde doğru irdeleme yapabiliyor. O zaman yaşadıklarından sonuç çıkartıp bir sonraki versiyonunu dizayn edebiliyorsun.
Açlığımız nereye olursa yönümüz orası oluyor muhteşem değil mi?
İnsan kendi açtığına veya çevresindeki insanların açlığına bakarak yönünü görebilir🥰😍
İnsanı değerli kılan şey hareketinin olması. Durduğunda bozuluyor insan. Bir hedef belirleyip harekete geçtiğinde ise kendini buluyor. Canlanıyor. Daha güçlenmeye başlıyor. Durmak insanın kendine yapabileceği en büyük kötülük. Eskiler boşa dememiş. “İşleyen demir pas tutmaz.”
İnsanın hareket etmesi için gerçekten açlığa ihtiyacı var. Bugüne kadar başarılı olduğumuz konular genellikle açlığını çektiğimiz imkanlara ulaşma isteğinden oldu :))
Çocukken oyuncağımız olmadığı için topraktan, otlardan kendimize oyun kurardık… Şimdiki nesil işte oyun kurmak nedir bilmiyor neden açlıkları yok çünkü ellerindeki telefonlar, tabletler hazır paket halinde oyunları sunuyor.. oysa oyunu dizayn etmek, başka çocuklarla anlaşıp birlikte oyun oynamak ayrı marifetler kazandırmıştı bizlere..
Tüm canlılar açlığının peşinden hareket ediyor oysa bir meraklı göz ile bakmak yeterli…