Köye bahar gelmiş, her yer yemyeşil olmuştu. Kuşlar cıvıl cıvıl, çiçekler rengarenkti. Adeta görsel bir şölen vardı. Emine Hanım’ın ise heyecanına endişe eşlik ediyordu. İki bebeğini dünyaya getiremeden kaybetmişti. Üçüncü evladının sağlıkla dünyaya gelmesini umut ediyordu.
Bir kız evladı olmuş, adına Gül demişlerdi. Cana yakın, sevecen ve uyumlu bir çocuktu. Annesi Emine Hanım ise, insanların ne hissettiğini pek düşünmezdi. Etrafına karşı sürekli eleştirel bir dil kullanırdı. Gül bu durumun farkındaydı ve çok rahatsızdı. Küçük yaşta annesinin kırıp döktüğü her şeyi toparlamaya çalışırdı. Annesinin insanlara takındığı olumsuz tavırları anlamaz, tam zıttında davranırdı. Ev işlerinde de roller değişmişti; sanırsınız evin hanımı Gül olmuştu. Çünkü Emine Hanım ev işlerini çok önemsemiyordu.
Alırken de verirken de dengeyi yakalamalıyız…
Annesi tekrar hamile kaldığında Gül sekiz yaşındaydı. Kardeşinin doğumuyla beraber yeni görevi de annelik olmuştu. Hem evi çekip çeviriyor hem de kız kardeşini büyütüyordu. Onun bu azmi ve çalışkanlığı Emine Hanım’ın işine geliyordu. Gül on iki yaşına gelmişti ve neredeyse bütün evin sorumluluğu ona kalmıştı. Emine Hanım da canı sıkıldıkça konu komşuya oturmaya gidiyordu. Oralarda da rahat durmaz sonra da arkasını Gül toparlardı.
Gül kendi yapmasa bile insanların kırılmasına üzülürdü. Hemen kırılan komşuların da gönüllerini yapardı. Herkes Gül’ün bu yumuşak huyunun ve nezaketinin farkındaydı. Bu sebeple de Emine Hanım’ı hoş görmeye çalışıyorlardı. Çünkü Gül’ün bu yaşında bu kadar kendinden vermesine üzülüyorlardı. Gül’ü yalnız yakaladıklarında; “Yavrum bırak annen senin arkanı toparlasın. Sen de çocuksun, yaşıtların gibi oyununu oyna. Ev işleri de kardeşinin ve senin bakımın da annenin görevi.” derlerdi.
Gül büyümüş ve yetişkin bir genç kız olmuştu. Neşeli, uyumlu ve marifetli olduğu bilindiği için talibi çoktu. Bu nedenle de kısa sürede gelin olup evden gitmişti. Emine hanıma kalsa evlendirmek istemezdi. “O benim elim kolum, her işimi yapıyor.” diye anlatırdı.
Gül, evlendiği kişiye çabuk uyum sağlamıştı. Gül canlı ve hareketli bir kişiliğe sahipti. Eşi ise tam zıttında sakin ve yavaştı. Gül problem çözmeye daha odaklıydı. Eşi ise her olaya tepkisiz kalabiliyordu. Hal böyle olunca da evliliğin tüm sorumluluklarını Gül üstleniyordu. Tüm işleri de seve seve yapıyordu üstelik. Bir süre sonra bir erkeğin yapacağı işleri de üstlenmişti. Güç gerektiren işler bile Gül’ün üzerine kalmıştı. O hayata karşı çok fedakardı ve bunların hiçbirinden şikâyet etmiyordu. Onun için herkes mutlu olsun, kalpler incinmesin yeterdi.
Hayat problemsiz olur mu?
Gül’ün ziyaretine gelen yengesi, yaşantısına çocukluğundan beri tanıktı. Bu yüzden ona tavsiyeler verme zamanı geldiğini düşündü. “Gül sen hayatındaki herkese karşı çok fedakarsın. Maşallah severek de yapıyorsun ama bu böyle gitmez. Çevrendeki insanların sorumluluklarını sen üstlenmemelisin. Zamanında annenin her işini sen gördün. Komşuları ile arası iyi olsun diye çok çabaladın. Peki, şimdi ne oldu? Aynı tas aynı hamam.”
Gül, düşününce yengesine hak vermişti. Evlendikten sonra annesi daha da geçimsiz olmuştu. Annesiyle her görüştüklerinde, “Bıraktın gittin beni.” diye sitem eder olmuştu. Mutsuzluğunun faturasını Gül’e keser hale gelmişti. Annelik yaptığı kız kardeşi bile onun fedakarlıklarının farkında değillerdi.
Anlaşılan tüm sorumluluğu üstlenmek kimseyi mutlu etmiyordu. Hayatın bir dengesi vardı. Tek taraflı vermek tüm dengeyi bozuyordu. Çocuklarına da aynı hatayı yapmaktan çok korkuyordu. Çünkü onların marifetlenmelerini ve insan ilişkilerinde iyi olmalarını istiyordu. Her şeyden öte mutlu olmalarını çok önemsiyordu.
O zaman Gül artık sadece hayatın dengesine uyumlanacaktı…
31 Responses
Herşeyi düzeltebileceğimize inanmak tüm hatalarımın başlama noktasının…
Bir kişinin görevini yerine getirmesine engel olan şey daha çok etrafındakiler sanki
Onu yokluğa bırakmak gerekiyor
Öyküsüne müdahale etmemek
Arkasını toplamamak
Bunlar içinde ilim ve sabır gerekiyor
Yoksa her gittiğin yerde denge bozuluyor
Bu hikayenin sonunu da biliyorum.. sonrası çok daha zor ve hüzün kaplı…
İnsanoğlu aynı sebepleri oluşturunca aynı sonuçları yaşıyormuş meğer…
Ellerinize yüreğinize sağlık…
Ne kadar güzel bir yazı olmuş 👏🏻
Başlarken niyet hep iyi kimse kırılmasın üzülmesin
iyi niyetle çıktığımız yolda farkında olmadan nasıl da dengeleri bozuyoruz
Bir insana yapılabilecek en büyük kötülük belki de sorumluluklarını elinden almak
Dengeye gelmek ümidiyle…
Hayatta dengenin önemini anlamak bir ömür sürebiliyor… Problemi, problem olarak kabul edip çözümünü merak edince etrafındaki uyarıları duymaya başlıyor insan… Gül’e de hep uyarılar gelmiş ama o yengesini duyabildi. Hiç duyamadan bir ömür de gecirebilirdi…
Taviz ve fedakarlık geldi aklıma…
Yardım gibi başlayıp görev edinilen sorumluluklar… Dengesi kaçan ilişkiller…
Alma ve verme dengesi… Ne güzel anlatılmış…
Mesele tüm sorumluluğu üzerimize almakta değil, yerli yerince sorumluluk almayı seven bireyler haline gelmekti.
Hem kendimizin hem çevremizde ki insanların dengeli bir yaşam sürebilmesi için…
Emeğinize sağlık⚘️
Rolün kime verildiği ne kadar önemli. Yani soru sorulan kişi ile, soruya cevap veren kişi aynı olmadığında sıkıntı başlıyor. Dengeler bozuluyor. Soru kendi muhatapını istiyor aslında….
Gülcan gibi olan ne kadar çok insan var…Yaptıklarını iyi niyetle yapıp karşısındaki insanın bozulmasına neden olan…
Sonunda “ben bunu haketmemiştim” diyen…
Herkesin kendi rolünde, o rolde ki sorumluluğu ne ise onu yapmalıydı oysa…
İnsan dengeden şaştığında problemler de çorap söküğü gibi peşinden geliyor gerçekten de🥲