Yeter Ki Mutlu Olsunlar

Sabahın ilk ışıklarıyla güne başlamıştı. Evin tüm camlarını açmış, temiz havayı bütün eve doldurmuştu. Bu saatlerde yaptığı işler sanki daha hızlı bitiyormuş gibi hissediyordu. Okula yolcu ettiği çocukları arkalarında biraz dağınıklık bırakmıştı. Girdiği her odaya bir el atmış, çabucak toparlamıştı.

Mutfakta demlenen taze kahve kokusu ise Hande için büyük mutluluktu. Mutfakta bugün ne pişireceğini düşünürken televizyonu açtı. Eşinin dün akşam baktığı belgesel kanalı açıktı. Ekrandaki yavru çitalar o kadar tatlılardı ki.  “Her canlının yavrusu ne de sevimli” demeden geçemedi. Anne çita yavrularını bir süreliğine bırakmış, yerine başka bir çita annelik yapmıştı. Bu hikaye bir anne olarak Hande’de de merak uyandırmıştı. Belgeselde ki dış ses yavruların bir miktar açlık duyması gerektiğinden bahsetti. Eğer açlık duymazlarsa hareket edemezlerdi. Ve bulundukları doğada yaşam mücadelesini kazanmakta zorlanacaklarını ekledi.

Kendi yavrularını düşündü; her ihtiyaçlarını eksik etmemeye çalıştıkları. Daha okullar açılmadan ihtiyaç listesi eksiksiz alınmış, her malzemeden fazlasıyla hazır edilmişti. Yaz tatilinde birkaç farklı tatil yerine gidilmişti. Kurslara götürmüş, belki heves ederler diye eve piyano bile almıştı. Bisikletler, patenler ve daha niceleri. Tüm bunlara rağmen çocuklar evde hiçbir aktivite yapmak istememişti. Sıkıldım deyip durmaları, sürekli tabletle vakit geçirmek istemeleri de cabasıydı. Evde yapılması gereken sorumluluklarda ilgisiz kalıyorlar, iş gezmeye, yeme içmeye gelince herkesten önce harekete geçiyorlardı.

Bu durum arkadaş çevresinde de farklı değil. Buluştukları ortamlarda benzer durumdan şikayet ediyorlardı. Okulla ilgili en ufak bir hedeflerinin olmamasından dert yanıyorlardı.

 “Her şeyleri var ama yine de mutsuzlar.”

“Sadece kendi istekleri olsun istiyorlar.”

“Kendileriyle ilgili ufak bir hedefleri bile neredeyse yok.”  

Benzer cümleler birbirini kovalıyordu.

Peki ya büyüdüklerinde ne olacaktı?

Sonra günümüzdeki boşanmaları düşündü Hande. Oysa aileler çocuklarını bin bir zahmetle evlendiriyorlardı. Çeyizi, düğünü, ev eşyası derken onca masrafta cabasıydı. “Yeter ki mutlu olsunlar diyorlardı”.  Sonrasın da ise hiçbir eksiği olmadan dayanıp döşenmiş evler yuva olamadan dağılıyordu. Her şey o kadar hazırdı ki gençlere yapacak bir şey kalmamıştı sanki. Hayata atılıp çabalamak, mücadele etmek istemiyorlardı. Her şey hazırdı belki ama asıl olması gereken eksikti.

Benzer sebepler benzer sonuçları doğurmuştu aslında. İnsanın eksik olarak gördüğü hayatında mücadelesini de başlatan değil miydi? Tıpkı o yavru çita gibi. Açlığı olmasaydı nasıl avlanıp büyüyecekti?  İnsanın da ihtiyacı olan bir çitadan farksız değildi. Çok istediği oyuncağı alınmadığında bir çocuk nasıl da hemen harekete geçebiliyordu. İmkanları kısıtlı olan bir genç hem çalışıp hem de derece yapabiliyordu. Kişiler değişebiliyordu belki ama açlığın insana iyi geldiği gerçeği değişmiyordu…

52 Responses

  1. Belki de mutluluk o açlık için harekette olmaktır. Karnı oturduğu yerden doyan bir çıta hareket edebilir mi? Hareketsiz kalması aslında olduğu yerde onu miskin tembel yapar. Aslında çıtanın annesi de yavrusunu aç bırakarak ona iyilik yapıyordu…

    Loading spinner
  2. Bütün ihtiyaçlarını karşılarsak kimselere muhtaç olmazlar, kendi ayakları üzerinde durur diye düşünüp ne büyük haksızlık yapıyoruz çocuklarımıza😧

    Hatamızı gözümüze sokan ama hatanın neresinden dönersek kârdır, dedirten bir yazı olmuş. Teşekkürler 💐

    Loading spinner
  3. Günümüz anne babalarının en büyük tuzağı oldu galiba. Biz görmedik çocuklarımız görsün, biz yemedik çocuklarımız yesin, biz giymedik çocuklarımız giysin….
    Cocuklarimizi toklukla bozduk, hayattaki üretime dair hareketlerini kısıtladık.

    Loading spinner
  4. İnsanı harekete geçiren şey açlığı. Açlık yok ve tüm imkanlara sahipse o zaman hareket olmadığı için marifetlide olamıyor. O yüzden çocuklarımız marifetsiz:(

    Loading spinner
  5. Bir miktar açlık insanı diri tutar;
    çünkü açlık neredeyse istek oradadır.

    Kıymetli hocalarım ne güzel söylemiş…
    Emeğinize sağlık. 🦋

    Loading spinner
  6. insanın ne kadar gözünün önünde de anlaması bir o kadar zor… ne doğru bir yazı. hangi imkan insanı doyurmuş ki… sadece çevreme biraz baksam. kapının önündeki kedi nasıl yapıyor? şu sokak köpeği yavrusunu nasıl yetiştiriyor?
    güzel bir farkındalık veren bir yazı kaleminize sağlık

    Loading spinner
  7. Günümüzün en büyük problemlerinden… Her şeyi eksiksiz yapmaya çalışırken her şeyi hazırlamaya çalışırken asıl gerekeni insanı hazırlayamıyor eksik bırakabiliyoruz…

    Loading spinner
  8. Sadece çocuk yetiştirme açısından değil, insanın kendi hayatı için de çok şey anlatıyor. Her şey hazır olduğunda insanın mücadele gücü zayıflıyor. Çok güzel bir yazı olmuş emeğinize sağlık .

    Loading spinner
  9. Evet açlık neredeyse hareket orda. Açlığı olmayan birinin hayatla ilgili bir çabası da olmaz. Günümüzde rahatlık tuzağına getirilen çocuklarımızın açlıkla ilgili bir sorunuda yok. Marifetide olmaz. Her imkanı verdiğimiz için açlık isteği yok, marifet yok, tamamen dışarıdan beklentiyle yaşayan bir nesil ortaya çıkıyor maalesef.

    Loading spinner
    1. İnsan bazen yaşadığı şeyler tek kendi yaşıyor zannediyor. Aslında cidden benzer sorunlar benzer sonuçları doğuruyordu. Keşke insan öncesini bunu farkedebilseydi….

      Loading spinner

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading spinner