Ali her zamanki gibi pencerenin önünde duruyor, dışarıyı izliyordu. Havalar soğuyunca dışarı çıkamaz olmuştu. Canı sıkıldığında pencere kenarına koşar, caddeden geçen arabaları seyrederdi. Evleri, şehrin ana caddesinin hemen kenarındaydı. Motor sesleri kulağında yankılanırdı. Ama onu en çok mutlu eden şey başkaydı. Soğuktan buğulanan cama parmaklarıyla şekiller çizip, yazılar yazmaktı. Camın soğukluğu parmak uçlarında hafif bir ürperti bırakırdı. Ali için bu, eğlenceli bir oyun alanıydı.
Bugün de camdan bakmak için güzel ve heyecanlı bir gündü. Dedesi ile ninesi kahvaltıya geleceklerdi. Bu düşünceyle sabah uyanır uyanmaz pencerenin kenarına kurulmuştu. Bir süre sonra ev onların sesi ve neşesiyle doldu.
“Hoş geldiniz dedeciğim” diyerek ellerini öptü, sımsıkı sarıldı. Sofra hazırlanırken ev sıcacık bir havaya büründü.
Kahvaltı sırasında dedesi gülümseyerek “Yavrucuğum, sen araştırma yapmayı seversin. Sana yeni bir araştırma konusu vereyim mi?”
Ali’nin heyecandan gözleri parlayarak açıldı ve merakla başını sallayıp hemen telefonunu eline aldı. Bu aceleci hali dedesini şaşırtmıştı, o şaşkınlıkla;
– Yavrucuğum, artık araştırmaları sen de telefonla mı yapıyorsun?
– Dedeciğim bu yapay zekâ, çok pratik bir uygulama. Ben soruyorum, o bana tüm bilgileri sunuyor. Sunmakla kalmayıp görselini bile hazırlıyor istediğimde.
Dedesi bir an sustu “Peki, bu gerçekten öğretici ve akılda kalıcı oluyor mu?”
Öğrenmenin gerçeği nedir?
Ali bu soruya anlam veremedi ve şaşkınlıkla duraksadı, bir an tereddüt etti. Herkesin kullandığı bir şeydi bu sonuçta. İnsanlar her şeyi ona soruyordu ve çoğu memnundu. Dedesi, Ali’nin halini anladı ve yumuşak sözlerle torununa konuşmaya devam etti.
“Eskiden öğretmenimiz ödev verdiğinde ansiklopedilere koşardık. Günlerce kütüphanelerde, evde kitap karıştırırdık. Büyüklerimize soru sorup öğrenmeye, anlamaya çalışırdık. Araştırma yapmak ayrı, öğrendiğimiz bilgiler ayrı keyif verirdi. Öğrenmenin emek istediğini, bilginin zihinde böyle kalıcı olduğunu söylerlerdi. O yüzden tek tuşla ulaşılan bilginin kalıcılığı olmaz.”
Ali itiraz ederek “Ama dedeciğim böyle de öğreniyoruz. Üstelik bir sürü bilgiye hızlıca ulaşabiliyoruz. Teknoloji çok ilerledi. Günlerce kitap karıştırmak, kütüphanelere zaman ayırmak zor geliyor, kolayı varken.”
Dedesi gülümseyerek “Öyleyse son araştırdığın konuyu bakmadan anlat bakalım.” Ali, dedesinin isteği karşısında biraz yüzü kızardı. En son neyi araştırdığını dahi hatırlamıyordu. Dedesi torununun yüzünden, durumu fark etti.
“Ne araştırdığını hatırlayamadın değil mi? Çok normal çünkü sizler hızın peşinden koşarken gerçek öğrenmeyi kaçırıyorsunuz. Oysa insanın merak ettiği bir şeye emek vermesi ne güzeldir. Sana tüm araştırmalarım hakkında bir şeyler anlatabilirim. Çünkü hepsine günlerce tek tek emek verdim. Böylelikle çoğu zihnime kazındı. Yavrucuğum, insan ne kadar emek verirse o kadar kazançlı olur. Biz kitapların kokusunu ala ala öğrendik. Siz bunun tadını bilemeden, kolayca elde ediyorsunuz. Üzerinde düşünmeden, fikir yürütmeden ve üretmeden hazır olan emeği alıyorsunuz, kullanıyorsunuz. Adı üstünde Yapay Zekâ diyorsun. Yapay olan, canlı bir zihnin yerini ne kadar tutabilir? İnsan aklını, irdeleme marifetini kullanmadan nasıl düşünme potansiyeli artar?”
Ali afallamıştı emek olmadan kazanılan şey gerçekten kalıcı olabilir miydi? Hiç bu açıdan düşünmemişti durumu. Oysa her şeye hazır ulaşmak, hemen elde etmek, düşünmemek kolay geliyordu.
Dedesi söylediklerinde haklıydı galiba. Kolay ve zahmetsiz ulaşılan şey kalıcı olmuyordu.
Gerçekten de her rahatlık ve kolaylık sanıldığı kadar güzel miydi?
31 Responses
Yazı çok doğal ve akıcı bir şekilde önemli bir konuya değinmiş. Teknolojinin sağladığı kolaylıkları inkâr etmeden, emek verilmeden elde edilen bilginin neden kalıcı olmadığını düşündürüyor. Dede ile torun arasındaki diyalog hem sıcak hem de anlamlı olmuş. Özellikle “İnsan ne kadar emek verirse o kadar kazançlı olur” mesajı çok değerli. Günümüzde hızın içinde düşünmeyi ve gerçekten öğrenmeyi nasıl kaybettiğimizi sade ama etkili bir şekilde anlatan güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık.
Herkesin okuması gereken bir yazı, şu yapay zeka çocukları, gençleri, yaşlıları ele geçirmiş durumda. Bizi geliştirmek yerine tembelleştiriyor. Emek olmadan yemek olur mu hiç….
Hayatta edindiğimiz her şey de bilgi olabilir bir eşya olabilir bir araç olabilir yani her şeyde ne kadar kolay erişirsek bizler için ters oranda daha az değeri olacağını düşünüyorum çünkü insan elde edene kadar verdiği çabayı emeği yorgunluğunu bildiğinde sonuç onun için her zaman daha değerli olur.Bir elde etme mutluluğu vardır ve kalıcılık da bunlarla beraber gelir
Bizler zorlandığımız zamanları geçirip arkamıza dönüp baktığımızda iyi hissederiz. Yaşarken ne kadar zorlu olsa da, ordan çıktığımızda biz aynı biz değilizdir. İyi anlamda kendimize bir şeyler katmış ve mücadele etme becerimiz gelişmiştir.
Bilgiye ne kadar kolay ulaşıyor, üzerinde düşünmeden işimizi halledip ne kadar hızlı geçiyorsak, kalıcılığı aynı oranda düşük oluyor. Bilgi bile emek vermeden sende kalmıyor
İnsanın ve emeğinin kıymetinin önemini bir kere daha hissettirdiğiniz için çok teşekkür ederiz😊 Emeğinize sağlık 🦋
Ah ah ah kitap kokusunu kütüphanelerin yolunu yeni nesil ne bilsin… Telefon ellerinden düşmüyor. Bilgiye o kadar kolay ulaşınca da kolayca unutuyorlar teması olmuyor.
Üzerine zaman ve emek harcanmadan ulaşılan bilgi kalıcı olmuyor. Zahmetsiz ulaşılan şey kalıcılıktan uzak, uçucu oluyor
Hız ne işimize yarayacak? Yani her şeyebirden yetişip her şeyibirden yapmaya çalışmak🤔biz aslında hep bu nedenle hız peşinde koştuk…!
hızlı olduğumuzda hepsine yetişebileceğimize inandık
Asıl yanılgımızda buradaydı zaten🫤
Çok şaşırdım bu yazı önüme gelince
Sabah bir arkadaşla bu konu üzerine konuşmuştuk.
Emek etmediğin hiç bir şey senin değil
Tıpkı kopya çeken öğrenci bütün soruları doğru bilse bile hoca ona 0 puan vermesi gibi