İnsanlık tarihinde yürümek, bir yerden bir yere gitmek değildi. Arkasında izlenecek bir yol bırakmak demekti. Toprak yollarda yürüyen insanların adımları ardından gelenlere bir yol olur. İşte “önder” böyle doğar. Rotayı bilen, rüzgârı ilk göğüsleyendir. Arkasındakine “korkma, basabilirsin” diyerek güvenli bir yön sunan kişidir.
Çocuk için baba hayata dair ilk bilginin, sınırların temsilcisidir. Tıpkı dağ gibi arkada duran ve bulunduğu yeri güvenli kılandır. Fırtına çıktığında yönü bulmayı öğreten bir rehberdir…
Zamanın hızla aktığı ve her şeyin tüketime dayalı olduğu bu çağ… “Babalığı” da dönüştürdü. Eskiden sorun; erişilmez, sert, herkesi yöneten bir baba figürüydü. Sevgisini, ilgisini çocuğuna gösteremezdi.
Şimdiki babalar çocuğun oyun arkadaşı, hatta kankası oldu. Bir yanda çocuğunu “başarı projesi” gören, onun başarısını kendi başarısı sayan babalar. Diğer yanda çocuğunun yolundaki taşları temizleyen “korumacı babalar“… Oysa önderlik; bir antrenör gibi çocuğu yarıştırmak ve onun adına tüm zorlukları aşmak değildi.
Doğaya baktığımızda orkaların dünyasında muazzam bir denge görürüz. Baba orka yavrusuna avlanmayı öğretirken avını hazır olarak koymaz. Akıntıların en tehlikeli yerlerinde onu tek başına bırakmaz. Yavrusunun hizasında yüzer, dalgaları gövdesiyle yumuşatır. Ona okyanusun dilini öğretir. Gücüyle ezmez, tecrübesiyle yön gösterir. Şimdi ise babalar ya “kriz çözücüye” dönüştürülüyor ya da imkân sağlayan bir “finansöre“…
Oysa bir çocuğun ihtiyacı olan hazır çözümler değildir.
Doğru ile yanlışı ayırt edebilen, fırtınada sığınacağı güvenli limandır. Gerektiğinde sınır çizebilen, yön duygusu kazandıran bir rehberdir.
Tıpkı geçmişte usta-çırak ilişkilerinde olduğu gibi… Çırak yalnızca mesleği öğrenmezdi ustasından. İnsanlarla iyi ilişki kurmayı öğrenirdi. Kriz anlarındaki vakur tavrını ve sorumluluk alma biçimini gözlemleyerek yetişirdi. Aile içerisinde de çocukların ilk ustaları anne ve babalarıdır. Bir çocuk dünyayı, anne babasının birbirlerine nasıl davrandığını izleyerek öğrenir. Adaleti, saygıyı, sorumluluğu ve sevgiyi onların ilişkilerinden öğrenir.
İşte bu yüzden babalık iyi bir önder olmayı gerektirir.
Günümüzde hayatın yükü, önderlik rolü sessizce tek bir kişinin omuzlarına bırakılıyor. Oysa uzun yolculuklar tek kanatla tamamlanamaz. Yük eşler arasında paylaşıldığında evde sarsılmaz bir güven oluşur. Güven oluştuğunda sağlıklı sınırlar inşa edilir ve aile gerçek bir yuvaya dönüşür. Bu ortamda yetişen çocuklar öğütleri değil, davranışları miras alırlar. Bir babanın bıraktığı en büyük miras mal varlığı değildir. Eşiyle oluşturduğu bu güven iklimidir.
Denizcilikte, limanların girişlerinde yapılan dalgakıranlar, iklimi korumak içindir. Dalgakıran denizi durdurmaz, fırtınayı ortadan kaldırmaz ve dalgalara hükmetmez. Sadece onların şiddetini azaltır ki içindeki gemiler güvenle durabilsin. Baba, tıpkı dalgakıran gibi hayatın sorunlarını tamamen ortadan kaldırmaz. Eşi ve çocukları için hayatın dert dalgalarını göğüsler. Eve o sarsılmaz sakinliği, güveni verir, aileye yön kazandırır. Hayattaki dönüşümleri için sessiz bir pusula olur.
Dalgakıran kurulan limanda, çocuk hafızası kendine has terazi geliştirir. Bir çocuk babasının kaç saat çalıştığını zamanla unutabilir… Ne kadar para kazandığını, nasıl arabasını olduğunu… Ona verdiği onlarca teorik nasihati de unutabilir… Ama anne-baba ilişkisini asla unutmaz. Zor zamanlarda nasıl karar verdiğini, adaletiyle hissettirdiği güveni unutmaz.
Bugün çocuklarımızın önünde bıraktığımız izler, yarının yollarına dönüşecek. Çocuklarımız arkamızdan yürüdüğünde acaba nasıl bir yol görecekler?
Çünkü çocuklar babalarının söyledikleri yolu değil, yürüdükleri yolu takip ederler.
Ve bir gün hayatın karmaşası içinde yönlerini kaybettiklerinde…
Onlara yeniden doğru yolu gösterecek olan şey…
Çocukluklarında tanıdıkları o sessiz pusula olacaktır…
39 Responses
Büyütmek ve yetiştirmek birbirinden çok farklı şeyler gerçekten de… tonlarca konuşup öğüt vermekle davranış olarak örnek olmak arasında ki fark gibi… teşekkürler bu kıymetli yazı için. 🙂
çocuklar babalarının söyledikleri yolu değil, yürüdükleri yolu takip ederler gerçekten çok güzel anlatılmış
Ne zordur aslında anne baba olmak. Baba çocuğunu yetiştirirken ona örnek olandır. Doğru yoldan gidip o yolu öğretendir.
Belki de bildiğimizden daha önemliydi baba olmak ama bildiğimiz şekilde değildi…
Bizler büyüklerimizden ne gördüysek onu yaptık. Bu bazen doğru bazen yanlıştı…ama şunu öğrendik ebeveyn olarak davranışlarımız çocuklarımız tarafından kopyalanıyor…şimdi bi şey daha öğrendik…davranışlar söylenen sözlerden çok daha kıymetliymiş…
Ardımızda nasıl izler bırakıyoruz bilemeyiz ama bilinç olarak hayatımızı yaşayabiliriz. Bu bizim geri de kalan adımlarımızı dizayn edecektir.
Söz uçar ama davranışlar daima kalıcıdır. Bu yazıyı okuduğumda hayatlarını ayırmış iki ebeveyni anlatan bir video geldi aklımı. Eşi hala eski eşine giderken nezaketen çiçek alıyor ve oğlu bunu modelliyor. Hangi davranışlar neye rağmen yapılıyor.
Bir çocuk dünyayı, anne babasının birbirlerine nasıl davrandığını izleyerek öğrenir. Adaleti, saygıyı, sorumluluğu ve sevgiyi onların ilişkilerinden öğrenir. İşte bu yüzden iyi bir yetiştirici olmak için önce davranışları değiştirmeliyiz ki arkamızdan gelen çocuklar geleceğe sağlam hazırlanabilmeyi öğrensinler.
Davranış, söylemden daha etkili her zaman. Söz uçup gidiyor ama o davranış temas ediyor.
Davranışın kelimelerden daha etkili olduğunun en güzel kanıtı olmuş, emeğinize sağlık 🦋
Babalığının kıymetini bilen babalara ve babalarının kıymetini anlayan evlatlara ne mutlu 🥰